31 Ağustos 2008 Pazar

büyüyünce doktor olacak ya da doktor olunca büyüyecek


bu yazıda hakkımda bazı bilgiler verilecek.bu bilgilerin verilmesinin sebebi biraz ego tatmini biraz da gereklilikten.
şimdi ben bu sene tıp fakültesinde eğitime başlayacak bir insan evladıyım.
hatta yarın kayıt yaptırmam gerek.kayıt için de 12 adet vesikalık fotoğraf gerek.

peki ya bende bunlar var mı?

tabii ki hayır.

bugün saat 20:00 sularında apartopar sakal traşı olundu ve koşturaraktan açık bir fotoğrafçı bulundu.

ve neyse ki resimler çekildi.

her şeyi son anda yapmak gibi kötü bir huyum var işte.

''olsun ben seni böyle de seviyorum''
''ya ama ben seni çok seviyorum''
''ben de seni seviyorum ya işte''
''halbuki ne kadar da çok sevmiştim''
''tamam işte ben de seviyorum''
'' hep böyle oluyor ama''
''eee yeter ama sen de bokunu çıkardın''
''işte gerçek yönünü ortaya çıkardım''
''afferin böyle devam et''

birisi ''büyümek'' mi dedi?
ben almıyım.

''gün''aydın


bundan önceki yazıda ''gün başlayalı şu kadar dakika olmuş'' gibi bir kısım vardı ya.işte ben o kısım yüzünden bazı saçma ve gereksiz fikirler ürettim.
şimdi gün dediğin ne zaman başlar?
sabah uyanınca başlamaz mı?sonuçta kimse gece tam 12:00 olduğunda ''günaydııın!!!'' diye kapını çalmaz.Gece 12'de de bazı şeyler olur tabii ki.ne bileyim işte.kızlar kabağa oğlanlar tavşana dönüşür mesela.
düşündüm de gün gerçekten 00:00'da başlıyor.
hatta gün bir film gibi.çoğunluk bu filmin başında uyuyor olduğu için de biraz şaşkın oluyor her zaman.başını kaçırdığın bir filmden pek bir şey anlamazsın ne de olsa.
pek keyif de alınmaz o filmden.
tıpkı bu hayatta olduğu gibi.

''o zaman uykusuzluk iyi mi oluyor?''
''ya o da iyi değil aslında''
''uykusuz kalınca hayattan keyif alan görmedim ben.''

evet,hayattan keyif almak pek mümkün değil galiba.neyse biz yine de umudumuzu kaybetmeyelim.

''günaydın''
''ne günaydını be.öğlen oldu öğlen!!!''

30 Ağustos 2008 Cumartesi

bugün bitsin


daha gün başlayalı on bir dakika olmuş ama ''bugün bitsin'' deme cüretini gösterebiliyorum.
çünkü inanmayacaksın belki ama dünya benim için,ay benim için,geceler ve günler benim için,soğuk benim için...fakat bir şey var ki bu aralar:adına ''yaz'' denen o şirret mevsim.
bu hain mevsime daha ne küfürler ederdim ama öfkelenmesinden korkuyorum.
belki bunların hepsi benim için ama hiç biri benim değil sonuçta...ve dipten gelen sesler:
''yaz kızım''
''yaz evladım''
''yaz böyle miydi be amca?''
''yaz öldürür be yavrum''
''dikkat et yaza''
''yazdan nefret ediyorum''

yazın eskisi gibi olmaması nedendir?
güneş gaza geldi de bir başka hevesle mi ışıyor?
dünya'nın canı sıkıldı da ''ozon mozon uğraşamam'' deyip de saldı mı kendini?

yoksa biz mi yaptık ki bunu?güneş hep öfkeliydi.kızgın bir baba gibi.ve dünya da koruyucu anneydi sanki.
ve biz hain evlatlar hakettik bunu.

ya aslında o kadar da çevreci sayılmam galiba.dünya'yı severim çünkü ondan faydalanırım.hem çevreci dediklerimiz de dünya'yı mı koruyor sanki?
dünya ne dertler atlatmış bilmiyorlar mı?dünya'nın bir derdi yok aslında.onun durumu bir nevi savunma bence.biz ateşlendiğimizde mikropları öldürür ve onlardan kurtuluruz.dünya da bizden kurtulma derdinde,bizse kendimizi kurtarmanın...

''çocuğum dünya'nın derdinden sanane?''
''sen de haklısın tabi''

yine de şunu söylemeden geçemeyeceğim:
bir zamanlar büyük bir kral'ın 12 çocuğu varmış.her birini ayrı ayrı severmiş ancak üç kızını bir türlü sevememiş:
june,
july,
ve
august.

saçmaladığımı farkettim ve bir an düşündüm de en iyisi ''bugün bitsin''.