31 Aralık 2008 Çarşamba

kan lekesi


çölde
bir yaratık gördüm, çıplak, vahşi.
çömelmiş oturuyor
yüreğini ellerinde tutuyor
yiyordu.
dedim ki: "tadı güzel mi dostum?"
"acı, acı" diye karşılık verdi,
"ama seviyorum
çünkü acı
ve benim kalbim."


-stephen crane-


bunu bir arkadaşım yolladı birkaç gün önce.şiirin orijinal adı in the desert.kalp yiyen sandığımdan daha eskiye dayanan bir geçmişe sahipmiş.zaten en çok bu özelliğini seviyorum:
benden bağımsız ve beni de bağlamıyor sadece kılavuzluk yapıyor.bir de beklenmedik anlarda ortaya çıkması da güzel bir şey.

-yazasım gelmiyor.
-yeni yıl sendromu mu?
-evet.sonuçta bu bir nevi dünya'nın doğumgünü sayılabilir.şahsen ben dünya'ya baktığımda ''iyi ki doğdun'' diyemiyorum.
biliyor musun?
benim kulaklarım çok keskindir,en uzaktaki ağlamaları ve çığlıkları duyabilirim.
en uzaktaki patlamaları ve havaya saçılan bedenleri görebilecek kadar keskin gözlerim var.
bir kurşun bir çocuğun elindeki silahtan çıkıp da başka bir çocuğun kalbine saplandığında hem silahın titreşimini hem de kalbin acısını hissedebilirim.
-bunları duyan kulaklar çocuk kahkahalarını da duymalı,bütün bunları gören gözler yere değil gökyüzüne bakmalı,bütün bunları söyleyen ağzın biraz da mutluluk şarkıları söylemeli,bütün bun...
-tamam,tamam!bu kadar didaktiklik yeter bence.

böyle darmadağınık yazılar yazmaktan ben de memnun değilim ama elimden gelen bu.kafamda milyonlarca fikir birleşip bir girdap oluşturmuş.ben de bu girdaptan bir düş yakalamaya çalışan bir balıkçıyım.her zaman eve koca koca düşlerle dönemiyorum,elimdeki ufaklarla bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
hem bu girdaplar da gerekli aslında.girdap olsun ki büyük düşler yüzeye çıksın.

son olarak söyleyeceğim birkaç şey daha var:
birisine ihtiyacın olduğunda ararsın arkadaşını ve işini gücünü bırakıp sana yardım etmeye çalışır.evet,bu güzel bir şey.
bazen de sen onu aramasan da ihtiyacın olduğu anda hemen ortaya çıkanlar vardır.işte onlar hiç bırakılmaması gereken insanlardır.onlar ki ellerinde olmadan hayatını güzelleştirenlerdir.

...ve onlar ki eninde sonunda istenmeden de olsa kırılacak olanlardır.en çok onların affetmesi koyar insana.

insan kendi hayallerinin katilidir


bu hayat denen şeye gerçekten kızmaya başladım.sebebinin benimle alakası yok.tamam,bana yaptığı bazı pislikler var ama bu hayat başkalarınn hayallerine de ''dur!'' diyor.

-nereye böyle?
-ya şimdi lise bitti.ben de arkadaşlarımla yurtdışına gitmek istiyorum.
-üzgünüm ama kader çizelgende farklı bir gelecek var.
-ne,nasıl?!!
-burada gördüğüme göre sen istanbul'a gidiyorsun.
-ama benim istediğim okul orada değil ki.
-istediğin okulu bilmiyorum ama kazandığın okulun orada olduğu belli.

şimdi bu kızgınlık durup duruken ortaya çıkmadı.kafama esti okul yıllığına bir göz attım.tanıdıklarımın ve tanımadıklarımın bazı yazılarını falan inceledim.sonuçta büyük bir çoğunluğun hayallerinin gerçekleşmediğini fark ettim.

...ve gerçekten kızdım.

çünkü bu benim ''diğer insanlar hep mutludur.'' inancıma ters düşüyor.

-şanssızlığı bile paylaşmak zor.
-aslıda şanssızlık değil bu.kaderden başka bir günah keçisi bulmalı artık.
-haklısın ama bazen gerçekten de kader suçlu oluyor.
-onu boşver de n'oldu bu kalp yiyen'e?hiç ortalarda görünmüyor.

gerçekten garip bir şekilde ortadan kayboldu kalp yiyen.halbuki tam da onun sevdiği zamanlardayız:ayazda takırdayan dişler,karda kristalleşen kan,daha da hızlı çarpan kalpler,buzdan iğnelere dönüşen gözyaşları...
bunların hepsi buradayken kalp yiyen nerede?

yine planlar kuruyor belki ya da...

en iyisi öbür olasılıktan hiç bahsetmemek.

17 Aralık 2008 Çarşamba

sonsuz saçmalıklar atlası


aslında bunu ve bundan sonraki bir kaç yazıyı daha önce yazmam gerekiyordu.yazıları kağıt üzerine falan yazmıştım ancak düzenlemeye üşendim.neyse esas meseleye geçelim:
aziz olma kılavuzu yok oldu.daha doğrusu değişti.onun olması gereken yerde ''sonsuz saçmalıklar atlası'' diye bir şey buldum.içindeki semboller garip hisler çağrıştırdı bana.mesela:

''yakındaki ışık uzaktaki ışıktan daha parlak değildir.''

''kedilerin sözlerini dinleme çünkü senin için konuşmazlar.''

''yerinden sökülen bir organ işlevini sürdürmeye devam edebilir ama artık senin işine yaramaz.''

''ana karakterler yazarlardan korkmalı.yazarlar da ana karakterlerden...okuyucu ise hepsinden...''

''bir kabre on üç melekten fazlası sığamaz.sakın on dördüncü olma.''

kitabın bir anda değişmesine anlam veremedim önce fakat şu kısım gözüme çarpınca bir şeyler uyanmaya başladı:

''ihtiyaç duyduklarına muhtaç olma.''

''bir kitap bir çocuğu,yeniyetmeyi,yaşlıyı değiştirebilir ama bir insanı ancak başkası değiştirebilir.''

bunlar benim bu kitap sayesinde hissettiklerimdi ve başka ruhlarda farklı çağrışımlar oldu:

"hayatta bir şeyi eksik ya da kötü yapmanın, hiç yapmamandan daha iyi olduğu anlar vardır. "

"yetişkinlik çağında bir romandan etkilenmeyi 'ergenlik' olarak gören kimselerle fazla yakın olma. seni incitebilirler."

"karanlığın ortasındayken düşündüğünde, seni gülümsetebilen tek bir şey dahi varsa hala umut var demektir."

"hayatı sadece iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin, sıcak ya da soğuk, gece ya da gündüz olarak algılamaya başladığında tehlike çanları çalıyor demektir. ara renkleri nerde kaybettiğini bulman gerekir."

"seni mutlu eden her şeyin ardından içinde tarifsiz kocaman bir boşluk beliriyorsa, ömür boyu peşini bırakmayacak o 'farkındalık' haline girmiş bulunuyorsun. geçmiş olsun; artık sen de bilenlerdensin."

"şarkıları hayatına soundtrack yapmak alışkanlık haline geldiyse, gittikçe kendi hayatına uzaktan bakmaya başlarsın. bunu avantaja ya da dezavantaja dönüştürmek tamamen sana bağlı."

-sanırım ismini sonuna kadar hak eden bir kitap bu.
-bunu iyi anlamda mı söyledin,kötü anlamda mı?
-offf!!her lafta da bir art niyet arama artık!
-peki,denerim
-bu arada şimdi farkettim de değişen kitap değil,biziz.
-olabilir.

bir de şöyle bir şey var:

'''...and it feels like I'm flying above you
Dream that I'm dying to find the truth
Seems like you're trying to bring me down
Back down to earth,back down to earth...''

her zaman başım göğe çarpmadan ayağımdan tutulması dileğiyle...

3 Aralık 2008 Çarşamba

aziz olma kılavuzu


yine arayı çok açmışım.8 kasım'dan 2 aralık'a kadar bir şey yazmamam kötü olmuş.''şimdi harika bir yazıyla dönüş yapıyorum'' demek isterdim ama pek matah bir şey beklenmesin.tamam,belki güzel bir şey yazarım ama içimde heves yok.
arada sırada ortaya çıkan yok olma isteğim yine kendini gösterdi.bir süreliğine hayat duruversin,uzayın bir pause tuşu olsa da bassam.neyse bunlar geçici karamsarlıklar,şimdi esas hikayeye gelelim:
ben bu karamsar ruh halindeyken yine bazı karanlık mekanlara uğradım ve onlardan birinde bir kitap buldum.garip bir kitap bu.öncelikle harfler yok,semboller var.kitabı bulduğumda biraz göz attım ama hiçbir şey anlamadım.yine de onu yanıma almam gerektiğini düşündüm ve çantama atıverdim.sonra bir gün beklemediğim bir anda kitabı hissetmeye başladım.bu garip kitapta semboller kelimeleri değil de hisleri çağrıştırıyordu.ilk önce başlığı farkettim:aziz olma kılavuzu.tabi tam olarak bu değildir ama bana çağrıştırdığı buydu.sonra içeriğine baktım çeşitli öğütler vardı.tabi bu kitabın yazım yönteminden dolayı her zaman farklı anlamlar algıladım bu öğütlerden.ruh halim,havanın durumu,güneş'in ay'ın konumu vs.hepsinden etkilenen bir anlam vardı sembollerde.şimdi aklıma gelen bazı öğütleri yazayım:

''kafandaki şeytanları duymamazlıktan gelmemelisin çünkü onlar da bazen doğruyu söyler.yine de dikkat etmelisin:her zaman senin sesin en yüksek olmalı.senin gitmeyi istediğin yol senin için doğru olandır.''

''tanrı senden hep adil olmanı ister çünkü O hiç de adil değildir.''

bir kaç tane daha vardı bunlardan ama kaybolmuş yazdığım not kağıtları.belki ihtiyacı olan birisini bulmaları gerekmiştir.belki de sadece benim gibi var olmaktan sıkılmışlardır.

-bıkkınlık alışkanlığa dönüşmemeli bence.
-her önüne gelen konuşmamalı bence.
-o da senin fikrin tabi.

gereksiz açıklama:burada yazılanlar doğal olarak hayal ürünüdür ama var olmak da pek matah bir şey değildir.