7 Mart 2009 Cumartesi

aegrescit medendo


şimdi:

yanımda arkadaşlarım var.yürüyoruz ve konuşuyorlar.sonra birisi bir şey anlatıyor ve herkes gülüyor.mutluluklarını gülümsemeleriyle paylaşıyorlar.ben o mutluluktan bir parça yakalayıp bir gülümseme yaratıyorum.paylaşmaya çalışıyorum ve ruhumda bir duvara çarpıp yok oluyor.eskiden olsa dağıtıp dururdum bu gülümsemelerden ama bazen yetmiyor.elimdeki üç beş tanenin de böyle yok olması umudu azaltıyor.

sonra:

yalnız yürüyorum ve ayaz içime işliyor.kulaklarımda rastgele çalan şarkılar var ve birden bir tanesi başlıyor.sanki bir dalgıç bu şarkı ve ta derinlerden bir şeyler çıkarıyor.''neyse ki sokak boş,neyse ki atkım ve kapşonum var.''diyorum hıçkırırken.

evde:

saklanmak için en güzel yerlerden birisi de banyodur.duşun altındayken su sesi başka sesleri saklar.gözlerin kızarması yüzünden suçlanabilecek sabun ve şampuan da vardır orada.üstelik kimse rahatsız etmez oradayken.tam anlamıyla yalnız kalınabilir.

odamda:

insan mutluyken ''ne kadar da kolaymış.'' diye düşünür.olağan bir şeymiş gibi gelir.zaman geçer ve bir an gelir,kaybedersin.ne kadar zor olduğunu anlarsın.
ve hatta imkansıza yakın.
belleğin ne kadar garip bir düzeni olduğunu da farkettim.
tek bir kişinin milyonlarca bağlantıyla aklına kök saldığını ve her öğenin beni o kişiye yönlendirdiğini farkettim.
unutmak bile çözüm olamaz çünkü bazı tedaviler hastalıktan daha kötüdür.unutmak için bütün o bağlantılardan da kurtulmak gerekir:kendinden kurtulmak.

ve çırpındıkça ciğerlerine karanlık bir şeyler dolar.bu yüzden kendini akıntıya bırakmak daha iyidir.gözlerin karardıkça derinlerden bir ses gelir ve tatmin olana kadar da susmaz:

''bırakmayın beni burda,
götürün bir yerlere.''

5 Mart 2009 Perşembe

descent


descent*
noun

de‧scent

[uncountable and countable] formal the process of going down
[≠ ascent]:

---Passengers must fasten their seat belts prior to descent.