15 Mayıs 2009 Cuma

çocuklar ve tüylü vahşi yaratıklar


sıcak!sıcak!!sıcak!!!

pofff!!

bugün eve nasıl döndüğümü hatırlamıyorum.sosyal tesisten çıktığım anda sıcağı hissetim.durağa yürüyene kadar piştim.metroda serinlerim derken klimanın çalışmadığını anlayıp daha da bunaldım.sıcak bastırdıkça ben de bulunduğum yerden zihnen kaçmaya çalıştım.dinlediğim şarkının içine saklandım sonra:

somethin' filled up
my heart with nothin'
someone told me not to cry


arcade fire'dan wake up.bu şarkı bende vardı fakat hiç dinlememiştim.where the wild things are'ın fragmanında dinledikten sonra arcade fire dinlemeye başladım ve baya sevdim.film aralık'ta gösterime girecek.fragmanını izlediğimde çok fena oldum,''bu kitabı daha önce okumalıydım.'' dedim kendi kendime.bir de içinde çocuk ve hayal kavramı olan filmler etkiliyor beni.yönetmeni de spike jonze imiş,hani being john malkovich'i yöneten adam.

metroda aklımdan bunlar geçerken bir ağlama sesi duydum.vagonun öbür ucunda bir bebek ağlıyordu ve herkes ona bakıyordu.''niye bu kadar şaşırıyorsunuz?!!hiç mi ağlayan bebek görmediniz?!!'' demek istedim.arkamdaki yaşlı kadın bu düşüncemi duymuş gibi cık-cıkladı ve yine içimden bağırdım suratına ''hayata verebileceğin en büyük tepki bu işte:cık cık!''

sonra çocuklar ve hayallerine geri döndüm zihnimde.çocuklar hep garip hayaller kurar.bazıları tüylü dev yaratıkları hayal eder,bazıları masal anlatan seyyahları,bazıları..acaba tanrı bir hayali çok beğenirse onu gerçeklikle ödüllendirir mi?yoksa hayali güzel yapan gerçek olmaması mı?ben başka bir evrende de olsa hayallerimizin gerçek olduğuna inanıyorum.şu anda yaşadığımız evren de bir çocuğun hayaliydi ve başka evrenleri yaratırken bizden fikir aşırıyor tanrı.

bunları ostim-batıkent durakları arasında giderken cep telefonuma not ettim.metronun o kısmı baya bereketlidir ama batıkent'e hemen geliverir metro,aceleyle yazmak zorunda kalırım ve kulağımda şu sesler yankılanır:

children wake up
hold your mistake up
before they turn the summer into dust


ek:buraya bir şeyler yazmak çok rahatlattı beni.

12 Mayıs 2009 Salı

see you space cowboy


bir sürü şey planlandı yazmak için.bir tane öyküm bile var ama yazasım gelmiyor.içtiğim kahveden mi yoksa havalardan mı bilmiyorum,içimde bir sıkıntı var.
kendimi telefaz evresindeki bir hücre gibi hissediyorum.içimde/çekirdekte bir bölünme var ama dışa/sitoplazmaya yansımamış daha ve her an boğumlanma yapabilir zihnim.
şimdi ''hepimiz maskeler takıyoruz dostum,hepimiz hede,hödö,bohem,mayhem!'' diye olaya girmek istemiyorum ama ben bunu çocukluğumdan beri yapıyorum be.elimde olmadan farklı ortamlarda farklı kişilikler oluşturuyorum kendim için.hani o ''ya aslında evde hep sessizdir,okulda niye böyle anlamıyoruz.'' dedikleri çocuk var ya,o benim.evde konuşayım,okulda susayım diye uğraştım ama olmadı işte.büyüdükçe yeni ortamlarla tanıştım,sanal ya da gerçek, tanıştıkça da farklı adaptasyonlar geliştirdim.bunların arasında ''insanları dinlememek için kulaklık takmak.'' yoktur! bunu yapmamın sebebi bazı şarkıları öyle çat diye durduramamamdır(ilginç bir kelimeymiş bu).

konudan uzaklaştım galiba o yüzden iyice dağıtmak istiyorum.bu aralar anime indirip izliyorum.cowboy bebop bitti ve izledikten sonra bir şeyi iyice anladım:
benim asla gerçekleşmeyecek bir hayalim var.burada kısaca tasvir etmeye çalışayım.
tek kişilik bir uzay gemim olacak!
pilot kabininin önü tamamen camdan olacak ve ben eskilerden bir şarkıyı dinlerken yıldızları,bulutsuları,satürn'ün halkalarını,jüpiter'deki dev fırtınayı izleyeceğim.
bunu yapmalarını torunlarıma vasiyet edeceğim,o derece ciddiyim.

şu anda ankara'dan bile çıkamadığım için bu gezegenler arası düşüm de uzak bana.off,ne biçim bir şehirmiş bu.gitmeyi çok istiyorum ama bırakamıyorum bir türlü.arızalı aşklar gibi bu şehirle olan ilişkim.hem nefret ediyorum hem de seviyorum.gidersem özlemekten korkuyorum sanırım.

ilerde yapabilirsem evimin zeminini uzun tüylü halılarla kaplayacağım.çıplak ayaklarla dolaşmayı seviyorum ama yerler parke olunca kötü oluyor.halı yerine çimlerle kaplı toprak da olur aslında ama fazla zorlamamak gerek.

şimdi buraya saçma hayallerimi yazınca aklıma bir şey daha geldi:
eğer bir şeyi hayal edersem onun gerçekleşmesini engellemiş olduğuma inanırdım bir zamanlar.her durumda olmuyordu,genellikle kafamda bir ''an'' tasarladığımda o gerçekleşmiyordu.bunu erkin'e de anlatmıştım,aynısının ona da olduğunu söylemişti.şimdi gerçekliğini kanıtlamaya çalışmayacağım ama hala kaçınırım ''an''ların hayalini kurmaktan.

haiku?

bulut karardı
fısıldadı toprağa
toprak duymadı


bu yazıyı yazarken habire ''blogger.com ile iletişim kurulamadı.'' yazısı çıkıp sinirimi bozdu.daha uzun yazmadıysam sorumlusu odur.