22 Haziran 2009 Pazartesi

eski, güzel gülümseme


büyük bir gülümseme fırlattım karşımdaki aynaya ''çatlar,parçalanır da buradan kurtulurum'' diye fakat savunması sağlamdır bu meretlerin.kendi yüzümde hissetim o sıcakl...hayır,bana hiç de sıcak gelmiyor bu.insanların bana olan tepkilerini anlamıyorum.babamın bana anlattığı insanlar böyle değildi.o şarkıları yapanlar,o kitapları yazanlar,o filmleri çekenler bu insanlar değildi.bütün bunların başlangıcını görmedim ama bazı hikayeler duymuştum:

önce ufak saldırılar olmuş.insanlar korkmuş ve korktukça saldırganlaşmış.bir hafta bile geçmeden her şey başlamış ve bitmiş.önce kim başlattı ya da bütün bunların sebebi neydi kimse bilmiyor.hem bilseler ne farkeder.bütün bu acı ve yıkım haklı gösterilebilir mi?
kötü olan yıkılan binalar ya da ölen insanlar değil.kaybedilen ve asla geri getirilemeyecek şeyler var.ardında sadece içi boş kelimeler bırakıp yokluğa karıştı hayatı yaşanılır kılanlar.

ve şimdi...

burada,eski ve tozlu bir aynanın karşısındayım.hani filmlerde kadının makyaj yaparken kocasıyla tartıştığı aynalardan.sanırım ne demek istediğimi anladınız.yalnız önündeki makyaj malzemelerini canlandırdıysanız kafanızda,hemen silin!
böyle şeylere ihtiyacım yok çünkü.benimki doğuştan gelen bir yetenek,allanıp pullanması gerekmeyen.ne diyordum?evet,bir aynanın karşısındayım ve uzaklardan heyecanlı bir bekleyişin sesini duyuyorum.kim bilir kaçıncı duyuşum bu.hiç değişmedi bu ses.hala ''görmeyen'' hatta tekrar ''görmek'' isteyen insanlar var.neyse,onları daha fazla bekletmesem iyi olur.

kirli ve yorgun odamdan çıkıyorum.bazı tanıdık yüzlerle karşılaşıyorum yürürken.onların yeteneğimi görmelerini sağlıyorum.her zamanki gibi onlar da beni taklit etmeye çalışıyorlar fakat bir türlü yapamıyorlar.tıpkı birazdan seyircilerin yeteneğimi gördüklerinde yapacakları gibi.benim için bu kadar kolay olan bir şeyin başkaları için imkansız olmasını kabullenemiyorum.

diyorlar ki:kaybettiğimiz ve unuttuğumuz her şeyin tek temsilcisi benmişim.geleceğe umutla bakabilmemizi sağlayan benmişim.hah,palavra.

seyircilerin sesi giderek artarken bunları düşünüp gülümsüyorum.kalabalığın sıcaklığı salona yaklaştıkça artıyor.hani insanların varlığını görmeden,duymadan da algılamayı sağlayan sıcaklık vardır ya.işte bu sıcaklıktan bahsediyorum.

gülümsememin yüzümde kaybolmasını engelleyip seyircilerin arasından geçiyorum yavaşça.başlangıçta herkes sahneye bakıyor,sonra bir çocuk uzaktan beni gösteriyor:''işte orada!gerçekten yapabiliyormuş!''bütün gözler bana dönüyor ve sahnenin ışıkları da gözlerimin içini dolduruyor.gözlerim ışığa alışana kadar seyircileri göremiyorum.bütün gözlerin bana baktığını ve insanların beni taklit etmeye çalıştıklarını hissedebiliyorum.uzaktan bir çocuk bana doğru koşmaya başlıyor.bir an için heyecanlanıyorum,''bir çocuk bunu başarabilir.'' diye düşünüp umutlanıyorum.yanıma geliyor çocuk ve suratımı inceliyor fakat beni taklit etmeye çalışmıyor bile.diğerleri gibi ifadesiz yüzüyle bana bakıyor ve yüzüme dokunuyor,elleri buz gibi.
derinlerde bir şeyler bulmayı umarak çocuğun gözlerine bakıyorum.hiç bir şey yok bu gözlerde.sadece derin bir karanlık ve bu karanlıktan yansıyan yüzüm:üzerinde kocaman bir gülümsemeyle.

işte,benim yeteneğim bu
ben gülerim hatta yeterince seyirci varsa kahkaha bile atarım fakat...

fakat 13 milyar insanla dolu bu koca gezegende gülme yeteneğine sahip tek insan olmak ne kadar acı bilemezsiniz.mutluluğunu ifade edebilen fakat karamsarlıktan başka bir şeye sahip olmayan birisi olmak nasıldır,bilemezsiniz.

21 Haziran 2009 Pazar

girizgah


aziz olma kılavuzu'nu bulduğum yere tekrar gittim dün.sebebini bilmiyorum.yalnız kalmak için,kafa dağıtmak için,bir şeyler bulmak için ya da sadece nefes almak için.

-insan bazen sadece nefes almak isteyebilir.
-insan bazen nefes almamayı da tercih edebilir.
-insan...neyse ben sana bir şey demiyorum artık.

bilindiği gibi karanlık bir yerdir orası.isimlendirilmesine gerek duyulmayacak kadar da ıssız.bu sıfatlar en başta kulağa kötü gelebilir fakat böyle yerlere ihtiyaç duyulan zamanlar da vardır.neyse lafı fazla uzatmadan esas meseleye geleyim.bu yerde biraz dolaştım belki yeni bir şeyler bulurum diye fakat kısa bir süre sonra yoruldum ve uyudum.hayatımda gördüğüm en ilginç rüyalardan birini gördüm uykumda.

rüyam o kontrol edilebilenlerden değildi,benim için hazırlanan bir anı yaşadığım rüyalardandı.başkası olduğum bir rüya.bir şeylerin olduğu ve benim sadece izlediğim bir rüyaydı.bir hikayeyi yaşadığım,zamanı ve mekanı belirsiz bir rüyaydı.

-e yeter bu kadar tanım,anlat artık!
-yarını beklemen gerek,şimdi zamanı değil.


''aleinn á ný''

7 Haziran 2009 Pazar

iLiKETRAiNS - Terra Nova



gençler güzel bir klip çekmiş:antarktika,stop motion,robert falcon scott falan var.
eklemek için baya kastım,izlensin lütfen.

6 Haziran 2009 Cumartesi

arka koltuktaki huzur


bu şehirde anıları yaşatmıyorlar abi.sürekli bir yerler yıkılıp yerine başka binalar inşa ediliyor.hep değişiyor bu şehir,unutkanlığımın bir sebebi de bu sanırım. habire estetik yaptırıp da tipi kayan michael jackson gibi oldu şehir.
ankara sakinleri olarak şantiye ortamındayız ve pek de sakin değiliz aslında.mesela şu an oturduğum evin yerinde pazar vardı 3-4 sene önce. şimdi bizim oturduğumuz koca koca binalar yükseliyor.ev deyince aklıma geldi de:eski odam daha güzeldi be.eski odamda pencereden bakınca batıkent'in sınırları gözükürdü.uzakta görünen tepelerdi bu sınır.o tepelerin ardını özlüyorum,hiç görmesem de.oraları görebilme olasılığını özlüyorum.tepelerle bizim evin arasında da geniş bir karanlık vardı,benim dünyamın sınır çizgileriydi onlar fakat sonra mantar gibi apartmanlar dikildi bir anda.

-hop,alo?!batıkent burası, batıkent!! müstakil ev yapsanıza be!!

apartmanların ışıkları yanıp da karanlık yok olmadığı zamanlarda yıldızları daha iyi görebilirdim.ay'dan kopup gelen ışınlar penceremden içeri girerdi dolunay olduğunda.şimdi odamdan dışarı baktığımda park etmiş arabalar görüyorum sadece.pencereden içeriye de sokak lambasının ışıkları giriyor.zaten bu aralar eski eve yeniden taşınma meselesi konuşulur oldu ev ahalisi arasında.

çocukluğumun bir kısmı da gölbaşı'nda kaldı,küçükken oradaki lojmanda otururduk.aslında şehirden uzak olması iyi.gömülü bir hazine gibi saklı kalsın orada.

-hmmm,ilerde bir gün gitsem oraya.''ben çocukken burada koşardım.'',burada legolarımı kaybetmiştim.'',''tam şurada dişim kırılmıştı.'' desem n'olur acaba?
-en iyisi hiç bulaşmamak bence.

umarım ilerde bir gün zamanımı kullanmayı öğrenebilirim.bu konudaki beceriksizliğim boyutsuz,günlerimi de harcıyorum yıllarımı da.bir de yanlış zamanda doğmuşum gibi hissediyorum.30 sene evvel ya da 30 sene sonra doğsam daha iyi olurmuş.bu biraz da içinde bulunduğum çağdan kaynaklanan bir şey.sonuçta bu bir geçiş çağı.eskiyle bağları koparmanın acısını yaşarken geleceğe ulaşmanın heyecanı da cezbediyor insanları.

son olarak bir şey söylemek istiyorum:

alice ölmesin,harbiden çok fena oluyorum.lütfen.