20 Ekim 2009 Salı

life is wasted on the living

Bugün okulda fare ve kurbağa kestik. Farenin kesilmesi kısmını kaçırdım, çay ve muhabbete dalmışım. Kurbağayı eterli bez olan bir kavanozda beklettikten sonra kulak zarı hizasından üst çenesini kestik ve doğal olarak öldü. Sonra Pavulon enjekte ettik sinirlerle kaslar arasındaki bağlantıyı engellemek için. Bacaklarını kesip derisini de bir güzel soyduktan sonra siyatik sinirini bulduk sonra siniri stimüle ettik vs vs. Bu aralar hayatımın ana konsepti ölüm. Daha önce de söylediğim gibi bunda korkulacak bir şey yok. Bunu büyümenin bir parçası olarak görüyorum ve hayatın içindeki izlerini görmeye başlıyorum. Bir yakınını kaybetmemiş birisi olarak hala çaylak sayılırım ama bir değişim var işte. Bak mesela aşağıdaki klibi tesadüfen gördüm. Evet, múm dinliyorum ama bu klipten haberim yoktu. Çok hoşuma gitti. Özellikle ölü bir geyik olması ve garip bir çılgınlık barındırması çekti beni. Kenara köşeye bir şeyler karalamıştım ama beklerken zamanları geçmiş, buraya yazmamın bir anlamı kalmamış.

''Bir insanı kaybetmek için aradan ne kadar zaman geçmesi gerekir?'' diye sormuşum kendime mesela. Neyse ya boşver şimdi bunları, en azından şimdilik. Klip burda, soğuk içiniz yani tam ekran falan yapınız, zaman ayırınız vs:



*:başlıkta yer alan alıntıyı ben ilk olarak Six Feet Under'daki Nathaniel Fisher karakterinin ağzından duydum.Kısa bir araştırma yapınca bu sözün Douglas Adams'a ait olduğunu öğrendim. Şeyler arasındaki bu bağlantılar çok hoşuma gidiyor. Devam etsin böyle.

2 yorum:

Cocteau Twins dedi ki...

Havaların ve bizlerin soğumasını mı bekliyoruz yoksa.

Geleceğimden önce geldiğimi belirten bir ben varsa karşımda, var olmaya devam..

Ychorus, yine selam eder!

vampirkedi dedi ki...

Havalar soğusun ama insanlar soğumasın.

bu arada, ailecek takip ediyoruz efendim.