28 Ocak 2010 Perşembe

...

Salinger ölmüş. Şimdi çocukları Catcher In The Rye'ın haklarını mal bir Hollywood şirketine verecek sonra boktan bir film çevirecekler sonra da önüne gelen Holden'dan bahsedip duracak.

Defolun gidin ya! Elimden bir kaza çıkacak.

13 Ocak 2010 Çarşamba

benim ölü arkadaşlarım da var


Bu sefer okulla ilgili bir şeyler karalamak istiyorum. Bilirsin tıp fakültelerinde anatomi denen bir ders vardır. Bu dersin laboratuvarında asistanlar ve hocalar o gün için seçilmiş akciğer, timus gibi yapıları önce maketler sonra da kadavra üzerinde gösterir. Şimdi anlatacaklarım mantıksız gelse de bu ya da başka bir evrende ''gerçek'' kavramının altında yer alır. Bizim kadavralar kantinde çay satan amca, anahtar lazım oldu mu varlığı hatırlanan temizlik görevlisi ve genellikle kompleksli olan proflar gibi bir çalışandır. Bundan 110 yıl kadar önce adı bilinmeyen fakat zeki ve yenilikçi bir kişi ölülerin de çalışma hakkı olduğunu öne sürmüş. Her yeni fikir gibi bu fikre de karşı çıkılmış. Zamanı bilinmeyen bazı linç girişimleri bile görülmüş diyor bazı kaynaklar ama bunlar ateşli taraftarların abarttığı ufak tefek laf atmalardan başka bir şey değil. Tabi sen hala uydurma tarihe inanıyorsan bunu gerçek olarak kabul edebilirsin. Bu adam sayesinde ölüler hayata dahil olmuşlar. Ancak şöyle bir durum var ki ölümü yabancılaştırmaya şartlanmış insanlar hayatlarına devam edebilsin diye bu konudan kimseye bahsetmeme kararı almış dünyayı yöneten üç beş kişi. Bizim kadavralar için bu durum daha kolay aslında, sonuçta okulda görülen insanların gerçek hayatta ortaya çıkmama gibi bir özelliği vardır. Bir markette, konserde, sinemada öğretmenle karşılaşmak yürüyen bir ölüyle karşılaşmaktan daha az şaşırtıcı değildir. Biraz dağınık anlattığım için şimdi her şeyi toparlamak istiyorum. Böyle dağınık anlatmamım sebebi de ''Ben zaten anlamıştım ya, zekiyim ben.'' diyerek bir süre mutlu olmanı istememdendir. O kadar da düşünceliyim ki!

Şimdi bizim okuldaki kadavralar da bu büyük devrimin bir parçası ki liderlerin ölülere iş fırsatı konusunda ilk akla gelen meslektir bu. Sonuçta o zamanlar sinema yoktu, hele kafa kol kopan filmler hiç yoktu. Ölüler önce buna karşı çıktılar ve bunu bazı dini sebeplere bağladılar fakat hümanizmle tanışınca işlerin rengi değişti. Ha bir de acı çekmediklerini anlamaları ve aldıkları dolgun ücretin de payı olabilir. Ben ölülerin de bu kadar hırslı olmasını reddetmeyi tercih ediyorum.

Sanırım anlatacaklarım bu kadar.Umarım anatomi laboratuvarında kadavraları göremeyince ''yıllık izinlerini kullanıyorlar herhalde'' dediğimde bana garip tepkiler veren arkadaşlarım kadar dar kafalı değilsindir.

*:resimde krematoryum var.

6 Ocak 2010 Çarşamba

durum raporu vol. 1


Bloga yazmayı planladığım iki yazı var. Birisinin düzenlenmesi gerek, diğerinin de final kısmı eksik. Şu anda yazdığım yazıyla uğraşmak yerine bu eksiklikleri kapatabilirdim belki ama zaman denen meret böyle işlemiyor. Zamanın çeşitli şartlarda farklı biçim ve boyutlar kazanıp insanların kafasını daha da karıştıracak şekillere girdiği biliniyor. Bir de kelimeler var. Kelimeler kafamda çeşitli varyasyonlarda bir araya geliyor, bir anda büyük bir gürültüyle bilinç altımdan düşüyorlar bilinç dışıma. Ne id sağlam kalıyor ne süper ego ne de ego. Mesela bir anda gereksiz bir hüzün dalgasını toplayıp zihnime savuruyor kelimeler.

Sonra sen dedin ki bana: bazen beni korkutuyorsun. Nedenini sorduğumda cevap vermekte zorlanmanı istedim ama sen bir avuç kelime saçtın havaya. Ne olduklarını anlamadım ama göğsümün tam ortasında bir çöküntü yaratacak kadar ağır bir gerçekçiliğe sahiplerdi. Uzaktan bakarsam anlayabileceğimi düşünüp baktım kelimelere ve şekli gördüm ''bitti'' diyordu ''bitti''. ''Lütfen umudunu kaybetme'' demek istedi bütün benliğim ama aslolan ağızdı ve bir küfür patlattı o da.

Eskiden mutlu olduğumda ağzım bozulurdu. Şimdi ağzımın bozuldu zamanlar da oluyor mutlu olduğum zamanlar da fakat bir eşleşme yok.

Sonra aklımın karanlık kısımlarındaki yamyamlık hayalleri canlandı birden. İnsan bazen sevdiğini gıdım gıdım yemek isteyebilir. Lezzetli olduğundan değil, ete katılan anlamdan dolayı yapılır bu. Sevilen insanı tam anlamıyla içinde hissetmek. Onun dokularını özümseyip kendi vücudunun bir parçası yapmak. Uygun kelimeler tarafından donatıldığı sürece en korkunç ve vahşi eylemler normalleştirilebilir.

Bu yazı daha da uzarsa oyalama yazısı olmaktan çıkacağı için şimdi bitiriyorum. Bir de yazının gittiği yön korkuttu beni.