6 Ocak 2010 Çarşamba

durum raporu vol. 1


Bloga yazmayı planladığım iki yazı var. Birisinin düzenlenmesi gerek, diğerinin de final kısmı eksik. Şu anda yazdığım yazıyla uğraşmak yerine bu eksiklikleri kapatabilirdim belki ama zaman denen meret böyle işlemiyor. Zamanın çeşitli şartlarda farklı biçim ve boyutlar kazanıp insanların kafasını daha da karıştıracak şekillere girdiği biliniyor. Bir de kelimeler var. Kelimeler kafamda çeşitli varyasyonlarda bir araya geliyor, bir anda büyük bir gürültüyle bilinç altımdan düşüyorlar bilinç dışıma. Ne id sağlam kalıyor ne süper ego ne de ego. Mesela bir anda gereksiz bir hüzün dalgasını toplayıp zihnime savuruyor kelimeler.

Sonra sen dedin ki bana: bazen beni korkutuyorsun. Nedenini sorduğumda cevap vermekte zorlanmanı istedim ama sen bir avuç kelime saçtın havaya. Ne olduklarını anlamadım ama göğsümün tam ortasında bir çöküntü yaratacak kadar ağır bir gerçekçiliğe sahiplerdi. Uzaktan bakarsam anlayabileceğimi düşünüp baktım kelimelere ve şekli gördüm ''bitti'' diyordu ''bitti''. ''Lütfen umudunu kaybetme'' demek istedi bütün benliğim ama aslolan ağızdı ve bir küfür patlattı o da.

Eskiden mutlu olduğumda ağzım bozulurdu. Şimdi ağzımın bozuldu zamanlar da oluyor mutlu olduğum zamanlar da fakat bir eşleşme yok.

Sonra aklımın karanlık kısımlarındaki yamyamlık hayalleri canlandı birden. İnsan bazen sevdiğini gıdım gıdım yemek isteyebilir. Lezzetli olduğundan değil, ete katılan anlamdan dolayı yapılır bu. Sevilen insanı tam anlamıyla içinde hissetmek. Onun dokularını özümseyip kendi vücudunun bir parçası yapmak. Uygun kelimeler tarafından donatıldığı sürece en korkunç ve vahşi eylemler normalleştirilebilir.

Bu yazı daha da uzarsa oyalama yazısı olmaktan çıkacağı için şimdi bitiriyorum. Bir de yazının gittiği yön korkuttu beni.

Hiç yorum yok: