14 Ekim 2010 Perşembe

Oh Comely


Hayatımdan memnum olduğum bir dönemde değilim. Öyle düzeltme isteği falan da yok içimde, bir mucizeyi bekleyenlerin tembelliğine boğuldum. En azından ilk adımı atıyorum, tıpkı burada bitirilmeyi bekleyen yazılarımda olduğu gibi. Eskiden olsa karamsarlığım olurdu umursamazlığım yerinde. Eninde sonunda düzelir diye düşünüyorum. Durumum kötü ama şükretmiyorum. Şükretmem ben zaten, uymaz yani bana. Yine de bazı zamanları düşünüyorum. İnsanların anlamsızlıklarıyla diğerlerine nasıl zarar verdiklerini. Sonra insanlar için üzülüyorum onlara acıyorum ama onlar için hiçbir şey yapmıyorum. Acıyarak görevimi yerine getirdiğim yanılsamasına devam ediyorum. Bende bir şeyler eksik. Belki kendiliğinden oluşur ya da başkasının bu özelliğini ödünç alırım. Başkasından almak fikri doğru değil bana göre. İnsanlar diğerlerine ihtiyaç duyar ama hiç kimse iyi olmak için başkasına ihtiyaç duymamalı. Sağlıklı gelmiyor bu.

Sonra bir de... Bu yazıyı da diğer taslaklara eklemek için büyük bir istek var içimde ama yarım da olsa bir şey yapmak için bunu yapmayayım dedim. Esas söylemek istediğim şuydu: İnsanlar böyle şarkı sözleri yazmasınlar, yazmak zorunda kalmasınlar, yazacak ilhamı bulamasınlar ve ben bunun olmaması için bir şey yapacak azmi bulayım:

''And I know they buried her body with others,
Her sister and mother and five-hundred families.
And will she remember me fifty years later?
I wished I could save her in some sort of time machine.

Know all your enemies.

We know who our enemies are.

Goldaline, my dear,
We will fold and freeze together
Far away from here.
There is sun and spring and green forever.

But now we move to feel for ourselves inside some stranger's stomach.

Place your body here,
Let your skin begin to blend itself with mine.''