20 Şubat 2012 Pazartesi

We may be more alone in the universe than we thought

Önce bir şuna tıkla bakalım:


Bugün bir sene öncesinden kendime yazdığım e-posta bana ulaştı. Olabilecek en kişisel metinlerden birisi olduğu için burada paylaşamam ama genel konsepti belli bir şey. Başarısızlıklarımı sıraladığım ve bunları düzeltilmesini umduğum hatta emrettiğim, genel anlamda öfke dolu bir mektup yazmışım. Sonlara doğru biraz merhamet kırıntıları var. Aslında kişisellikten çok o başarısızlık kısımlarını paylaşmaktan utanıyorum ya neyse.

Peki ilerleme kaydedebildim mi?

Dört ana başlıkta sadece bir konuda ilerleme kaydetmişim o da başka yerleri görmek konusu, kalan üçü hiç karıştma şimdi. Konuya gelelim:


Benim kafamda bir Dünya haritası var. Bu haritada attığım her adım kanırtıyor Dünya'yı. Ev-Okul arasında baya derin yaralara sahip benim kafamdaki Dünya. Ankara falan kan revan içersinde zaten. Bir de bu haritada yeterince kan aktığında Dünya'nın ''Höyt! Yeter be!'' diyerek beni postalayacağını düşünüyorum.

Bence çok mantıklı.

Esasında ben bu yarıyıl tatilinde Dünya üzerinde bıraktığım izlerin çapını genişlettim. Başka diller duydum, başka yüzlere baktım, başka havaları soluyup , başka yollarda yürüdüm. Beş duyum da yeni algılarını hevesle aktardılar hafızama. Bak bir de hayatın hakkını veren insanların hikayelerini dinledim, baya kıskandım ha. Her şeyin mümkün olduğu bir dünyada bazı şeylerle yetindiğimi hatta çoğunlukla hiçbir şeyle kendimi kandırdığımı fark ettim.

23 sene geçmiş yahu!

Başkaları da suçlanabilir harcadığım yıllar için ama yalandan da olsa kendimi suçlamalıyım. Yapmış olabileceklerimi ve yaptıklarımı düşününce kendimi akvaryumda hatta bardakta debelenen bir balık gibi hissediyorum. Başkalarının beynime yerleştirdiği benim de yok etmek için uğraşmadığım bariyerler var hala. Daha önce kendimi yolda görsem ağzımı burnumu kırardım diye düşünüyorum ama şimdi konuşmak istiyorum. Soracak bir sürü sorum olurdu öyle bir şansım olsa. Anlamakta güçlük çektiğim onca şeyin cevabını tartışırdım kendimle. Bir yere varmasak da bir birimizi ve geriye kalanları daha iyi anlayabilirdik belki, bilmek zor.

Bak şimdi ben karşıdan karşıya geçerken gelen arabaları çok umursamam, bu da insanları korkutur. Başka aklıma gelmeyen ve insanları korkuttuğum bu fevri davranışlarım hakkında diğerleri gibi kötü düşünmüyorum ben. Hatta keşke bunu arabalardan daha canlı şeylerin olduğu alanlara aktarabilsem. Yapmak istediğim şeyleri ve ölümü aynı cümle içinde düşününce gaza gelebilsem keşke. Hah bak bir de bu keşkeler olmasa mesela. ''En azından denedim'' daha güzel, daha bir olgun ve cesur geliyor kulağa. Sırf sonunu düşünüp kendimi uzaklaştırdığım şeyler  yüzünden öldüğüm anda çok ağır bir pişmanlık hissetmekten korkuyorum. Ölüm falan çok korkutmuyor zaten o hemen önceki anda hissedeceklerimden korkuyorum.

***

Bugün ve daha önce de olduğu gibi pazara gittim mi değişik düşünceler ortaya çıkıyor kafamda. Özellikle uzun zamandır elle tutulur bir şey üretmeyen birisi olarak bu üreticileri görünce bir kıskançlık duygusu sarıyor bünyemi. Pazara doğal olarak tek başıma gitmiyorum, öyle garip zevklerim yok ne yazık ki. Anneme yardım amaçlı gidiyorum ve annemin ''Şurdan alalım domatesi bu adamın domatesi güzel oluyor.'' demesi baya bir etkiliyor beni. Ben de güzel lahanalarıyla tanınan birisi olsam mesela. Güzel olurdu bence.

 ***

Buraya yazmak için aklıma bir şey geliyor sonra bunun daha önce başkası tarafından söylenmiş olması gerektiğini ve benim bunu tekrarlamamın anlamsız olacağını düşünüyorum. Bundan önce yazdıklarım ve bundan sonra yazacaklarım için de geçerli bu. Şimdi bu düşünceyi yok sayıp aklıma ne gelirse yazayım.
Şu haber sadece başlığıyla beni öyle bir hüzünlendirdi ki anlatamam. Tamam sonuçta benim Dünya dışına çıkma ihtimalim (en azından canlı bir şekilde) çok düşük ama yine de... Umut denilen hadise yüzünden böyle saçma düşünceler var kafamda. Bir işe yaradığını da görmedik şimdiye kadar.

Bunu hangi hızla okursun bilmiyorum o yüzden yazı önce bitebilir ya da tam tersi ama şarkı çok güzel. Bastion diye bir oyunda vardı ordan arakladım, oyun da çok güzel. Bir yolculuğu anlattığı için yazıyla kısmen alakalı da sayılır.

Pek olmuş hissi vermedi ama bir seneyi doldurmadan yeni bir yazı ekleyebildiğim için kendimi iyi hissediyorum şimdi, gelecek sefer daha yakın olur umarım. Birikmiş bütün taslakları karıştırdım birbirine böyle garip bir şey çıktı, mesela yazıda geçen bugün, dün gibi ifadeler zamanın farklı noktalarını belirtiyor, hisler ve düşüncelerde zamanın o noktalarına ait ve şimdiki ben bunlarla ilgili bir sorumluluk kabul etmiyor.

Etmesin zaten.

Bu arada Prag muhteşem bir şehirdi. Bir taraflarım dondu ama şehrin dokusu, binaları falan harikaydı. Öyle her yeri görme fırsatımız da olmadı ama o sokaklar insanı başka bir havaya sokuyor. Gece sokaklarda arkadaş bir video çekmemi istedi ve o arka fonla kendimi yönetmen gibi hissettim, o derece.

Yunanistan da paralel evrendeki bir Türkiye gibi geldi bana. İyi yanları daha fazlaydı tabi.

Gittiğim her yer daha güzel geldi buralara göre. Bunun bir yanılsama olduğunu biliyorum ama insan elindeki ülkeyle yetinmemeli. Milyonlarca olasılık arasından en sıradanını seçmemeli. Kolaydır, zahmetsizdir ama bir tane ömrüm varken bunu da herkes gibi harcamamalı. Ankara'nın beyinlerimize kazıdığı o memur anlayışından kurtulmalıyız. Çoğul kullandım ama burada kendime hitap ediyorum.

Gözümü kapayıp olabilecekleri hayal ettiğimde nefesim kesiliyor. Ah bir de şu üşengeçlik olmasa.

Neyse yolculuk anılarını yazma gibi bir planım yok, böyle yüzeysel bir şeyler söylediğime göre artık susabilirim.

2 yorum:

ÖzgePb dedi ki...

Çok güzel hayallerin ve düşüncelerin var ama çıtayı biraz daha düşük tutarsan o zaman daha az kızarsın kendine yapamadıkların için bence.

vampirkedi dedi ki...

Kızgınlık kötü ama en olmayacak şeyi hayal edip gerçekleştiğini görmek kadar güzel bir şey olmadığından çıtayı yüksek tutmaya devam.